İlk defa 1951 yılında basılan Ray Bradbury Fahrenheit 451 romanını eminiz ki sizlerde çok seveceksiniz. Kitabın en çok dikkat çeken yönü şüphesiz ki konusudur. Öyle ki ilerleyen zamanlarda ortaya çıkabilecek baskıcı bir toplum anlatılmaktadır. Bu nedenle bir çok yazar, bu kitabın bir ütopya değil, sadece bir distopya olduğunu iddia etmektedirler. Her geçen gün daha da büyük bir üne kavuşan bu kitabın en ünlü bilim kurgu romanları listesini alt üst etmesinin en geçerli nedenlerinden biri de mekanları ve kişileri tasvir ederken gerçekçi bir tutum sergilemesidir. O halde birazda kitabın çarpıcı konusundan söz edelim.

Aslına bakıldığı zaman, eserin temel felsefesi; gelecek yıllarda itfaiyecilerin kitapları yakacağını, insanların televizyon programlarında yararlı programlar değil de sadece beyin yakıcı, gereksiz programları izleyeceğini, aynı zamanda da düşünen insanların neredeyse hiç olmayacağını iddia ediyor. Bu iddiasını ortaya atarken yeni neslin adını bir yönüyle gelecek toplumu olarak nitelendirmekten de kendisini alamıyor.